Evde Türkçe konuşmak konusunda ısrarımız devam ederken bunun çocukların okuldaki (İngilizce) derslerini nasıl etkilediğini düşünmeden edemiyoruz. Defne’nin İngilizcesi okulda hızla ilerliyor. Özellikle kelime haznesi büyük bir hızla gelişiyor. Ama acaba evde de İngilizce konuşuyor olsaydık bu Defne için daha kolay olur muydu?
Çocuklar konuşmayı sıfırdan öğrendikleri için bilmedikleri kelimeleri duymaya, bu kelimelerin anlamlarını cümleden veya konudan çıkarmaya çok alışıklar. Sadece alışık değiller; bu konuda oldukça da yetenekliler. Her duydukları kelimenin anlamını kendi kendilerine ilk seferde öğrenmiyorlar tabi.
Bazen bir iki kelimenin anlamını bilmedikleri halde konuşulanın yeteri kadarını anladıkları için bunu dert etmiyorlar. O kelime veya kelimeler o sefer öğrenilmiyor. Ama bilinçleri ve bilgi seviyeleri arttıkça, neyi bilip neyi bilmediklerinin daha çok farkına varmaya başlıyorlar. O zaman anlamadıkları kelimeyi doğrudan sorup öğrenmek istiyorlar. Son zamanlarda Defne ve Derin duydukları veya okudukları kelimelerin anlamlarını daha sık sormaya başladılar. Biz de hem evde İngilizcesini desteklemek için hem de her şeyi bize sormasın diye Defne’nin eline bir İngilizce sözlük tutuşturduk.
Artık kitap okurken elimizde fosforlu kalem, yanımızda sözlük var. Önce bilmediğimiz kelimeleri işaretliyoruz. Tabi kütüphane kitabı değilse. O sayfa veya bölüm bitince de kelimelere sözlükten bakıyoruz.

Kitaplar kirlenmesin diye düşündük elbet. Ama öğrenmenin kitapları temiz tutmaktan daha önemli olduğunda karar verdik. Defne bu yeni oyunu çok sevdi. Şimdilik bildiğimiz kitap şeklindeki sözlükte kelimeleri alfabetik sıralarına göre arayıp buluyor. Bir süre bu işi bilgisayarda daha kolay yapabileceğini ona söylemeyeceğiz!
Defne yapar da Derin eksik kalır mı? O da aldı eline bir fosforlu kalem, Horton’un Yumurtası hikayesinde bilmediği kelimeleri işaretlemeye başladı: nazik, kibar, yalvarmış, ısrar, usandım, sözünün eri, dalga geçmiş…Ama ne yazık ki Derin’in kullanabileceği bir Türkçe sözlüğümüz yok. Bu yaz Türkiye’ye geldiğimde bir tane almak istiyorum. Ama şöyle iç karartıcı siyah kapağı olmayan, resimli ama yine de kapsamlı bir Türkçe sözlük istiyorum. Geçen sene bir İngilizce- Türkçe sözlük almıştık. Ama onu pek kullanamadık. Bir kere İngilizce sözlüğümüze göre çok az kelime var. İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen çocuklara daha uygun. Bir de Türkçe-İngilizce kısmı yok. Zaten olan bir İngilizce sözlükte kelimelerin yanına Türkçe karşılıklarını eklemiş bırakmışlar. Sizin tavsiye edebileceğiniz çocuklara yönelik iyi bir Türkçe sözlük var mı?
Kelimelerden bahsedince, bugün oğlumla ilk Scrabble maçımızı yaptık. Derin kazandı tabi
Anneanne yaza hazırlanmaya başla!

Fokum ne diye merak ediyorsanız fındıklı lokum değil. Ben anlamayınca Derin oyunun kuralları gereği cümle içinde kullandı: Ben bir fokum.

Geçende mutfakta yemek hazırlarken arkamdan bir ses “Sorduğum su nerede?” (Where is the water I asked for?) dedi. Duyar duymaz ne dediğini anlamak kolay olmuyor. Önce İngilizce’ye çevireceksiniz ki anlaşılsın ne demek istediği. Ben ne dediğini düşünüp anlayana kadar kalkıp kendi suyunu kendi almıştı.
Gelecek ay Defne’nin doğum günü var. Bu sene perili parti istedi. Hazırlıklar başladı bile. Doğum gününe davet edeceği arkadaşlarına kanatlar ve tülden etekler hazırlanacak. Defne geçen hafta sonu yanıma “Anne fabrikacıya gidelim mi?” diye gelince ne dediğini anlamadım. Neden gitmek istediğini sorunca fabric‘in Türkçesi neydi diye sordu. Ben de ona bu sene kumaş alıp etekleri dikmek yerine hazır alacağımı söyledim.
Kahvaltıda çok sık 
























