Dilimin ucunda (yeni) kelimeler

Evde Türkçe konuşmak konusunda ısrarımız devam ederken bunun çocukların okuldaki (İngilizce) derslerini nasıl etkilediğini düşünmeden edemiyoruz. Defne’nin İngilizcesi okulda hızla ilerliyor. Özellikle kelime haznesi büyük bir hızla gelişiyor. Ama acaba evde de İngilizce konuşuyor olsaydık bu Defne için daha kolay olur muydu?

Çocuklar konuşmayı sıfırdan öğrendikleri için bilmedikleri kelimeleri duymaya, bu kelimelerin anlamlarını cümleden veya konudan çıkarmaya çok alışıklar. Sadece alışık değiller; bu konuda oldukça da yetenekliler. Her duydukları kelimenin anlamını kendi kendilerine ilk seferde öğrenmiyorlar tabi.  Türkçe SözlükBazen bir iki kelimenin anlamını bilmedikleri halde konuşulanın yeteri kadarını anladıkları için bunu dert etmiyorlar. O kelime veya kelimeler o sefer öğrenilmiyor. Ama bilinçleri ve bilgi seviyeleri arttıkça, neyi bilip neyi bilmediklerinin daha çok farkına varmaya başlıyorlar. O zaman anlamadıkları kelimeyi doğrudan sorup öğrenmek istiyorlar. Son zamanlarda Defne ve Derin duydukları veya okudukları kelimelerin anlamlarını daha sık sormaya başladılar. Biz de hem evde İngilizcesini desteklemek için hem de her şeyi bize sormasın diye Defne’nin eline bir İngilizce sözlük tutuşturduk.

Artık kitap okurken elimizde fosforlu kalem, yanımızda sözlük var. Önce bilmediğimiz kelimeleri işaretliyoruz. Tabi kütüphane kitabı değilse. O sayfa veya bölüm bitince de kelimelere sözlükten bakıyoruz.

Harry Potter and the Chamber of Secrets

Kitaplar kirlenmesin diye düşündük elbet. Ama öğrenmenin kitapları temiz tutmaktan daha önemli olduğunda karar verdik. Defne bu yeni oyunu çok sevdi. Şimdilik bildiğimiz kitap şeklindeki sözlükte kelimeleri alfabetik sıralarına göre arayıp buluyor.  Bir süre bu işi bilgisayarda daha kolay yapabileceğini ona söylemeyeceğiz!

Horton'nun YumurtasıDefne yapar da Derin eksik kalır mı? O da aldı eline bir fosforlu kalem, Horton’un Yumurtası hikayesinde bilmediği kelimeleri işaretlemeye başladı: nazik, kibar, yalvarmış, ısrar, usandım, sözünün eri, dalga geçmiş…Ama ne yazık ki Derin’in kullanabileceği bir Türkçe sözlüğümüz yok. Bu yaz Türkiye’ye geldiğimde bir tane almak istiyorum. Ama şöyle iç karartıcı siyah kapağı olmayan, resimli ama yine de kapsamlı bir Türkçe sözlük istiyorum. Geçen sene bir İngilizce- Türkçe sözlük almıştık. Ama onu pek kullanamadık. Bir kere İngilizce sözlüğümüze göre çok az kelime var. İngilizceyi yabancı dil olarak öğrenen çocuklara daha uygun. Bir de Türkçe-İngilizce kısmı yok. Zaten olan bir İngilizce sözlükte kelimelerin yanına Türkçe karşılıklarını eklemiş bırakmışlar. Sizin tavsiye edebileceğiniz çocuklara yönelik iyi bir Türkçe sözlük var mı?

Kelimelerden bahsedince, bugün oğlumla ilk Scrabble maçımızı yaptık. Derin kazandı tabi :-) Anneanne yaza hazırlanmaya başla!

scarabble

Fokum ne diye merak ediyorsanız fındıklı lokum değil. Ben anlamayınca Derin oyunun kuralları gereği cümle içinde kullandı: Ben bir fokum.

çocuk kitapları, çok dilli yaşam içinde yayınlandı | Tagged | 5 Yorum

Matematik problemleri II

matematik_problemleri_2Bu hafta Defne ve Derin için yeni bir matematik problemleri seti hazırladım. Daha önce hazırladığıma oldukça benziyor. Problemlerdeki sayıların basamaklarını arttırdım. Artık iki ve üç basamaklı sayılarla işlemler yapıyoruz. Problemlerin çoğu evde yaptığımız (İngilizce) matematik kitabındakilere benziyor. Derin azmiyle ablasına yetişti sayılır. İkisi de aynı seti yapacaklar. Ama aynı anda aynı soruları çözmeyecekler. Çünkü birbirlerine önce bakıp sonra karışıp kavga çıkarıyorlar. Geçenlerde yaptırdığım karışık harfler alıştırma setinde Defne’nin (ya da Derin’in) yapacağı sayfaların köşesine diğerininkilere karışmasın diye D harfi koymuşum. Ama birkaç gün sonra D harfi ile işaretli olanların hangisinin olduğunu unuttum! Bu sefer pembe ve mavi işaretlemeyi düşünüyorum. :-)

okuma yazma alıştırmaları içinde yayınlandı | Tagged | Yorum yapın

Biliyor musun ne?

Her yaz Türkiye’ye gittiğimizde bir sınavdan geçiyoruz: Türkçe Sözlüsü. Defne ve Derin’in bizi çok yakından tanımayan birileri ile konuştuklarında yurtdışında yaşadığımızı ne kadar sürede anlayacakları Türkçelerinin ne kadar iyi olduğunun bir göstergesi. Çocukların aksanları, kullandıkları kelimeler, arada bana dönüp “Anne şu kelimenin Türkçesi neydi?” diye yardım istemeleri gerçeği ele veriyor. Ne kadar uzun süre dayanabilirlerse, o kadar iyi. Ne yazık ki ben de uzun süre Türkçe konuştuğumda mutlaka bir kelime, terim veya deyim problemi yaşıyorum. Eminim yazdıklarımı okurken arada hatalarımı yakalıyorsunuzdur. Çok dikkat ediyorum ama buraya yerleşeli neredeyse 16 yıl oldu. Günlük hayatta çok az kullandığım anadilim ister istemez tekliyor. Kendi hatalarımı çoğu zaman farketmiyorum ama tabi çocuklarımın yaptığı hatalar dikkatimi çekiyor, hatta biraz da komik geliyor.

Defne’nin en çok kullandığı cümlelerden biri “Biliyor musun ne?” Bu ilk defa geçen yaz babamın dikkatini çekti. Her seferinde Defne’ye “Biliyorum ne!” diye cevap verdi. Defne ise dedesinin onunla dalga geçtiğini anlamadı. İngilizce konuştuğunda da her lafına “You know what?” diye başlıyor zaten. Ya da çok bilmiş bir edayla “Ben biliyorum ne!” diye.

Elişi ve resim yapmayı çok seviyoruz. Resim odasından elinde yeni eseriyle gelip bana “Nasıl beğeniyorsun?” (How do you like it?) diye soruyor. Ben ısrarla “Beğendim mi? Evet, çok beğendim,” diye düzeltsem de hiç oralı olmuyor. Daha pes etmedim. Mutlaka doğrusunu öğreteceğim.

suGeçende mutfakta yemek hazırlarken arkamdan bir ses “Sorduğum su nerede?” (Where is the water I asked for?) dedi. Duyar duymaz ne dediğini anlamak kolay olmuyor. Önce İngilizce’ye çevireceksiniz ki anlaşılsın ne demek istediği. Ben ne dediğini düşünüp anlayana kadar kalkıp kendi suyunu kendi almıştı.

Evde kaybolan herşey benden soruluyor. Çoğu zaman yerini söylüyorum ama ona rağmen bulamıyorlar. Bana “Baktım, bulamadım” diye geri geliyorlar. Ben de “İyi aradınız mı?” diyorum ama nafile. Sonunda tıpış tıpış gidip söylediğim yerde bakıp göremedikleri oyuncak parçasını ellerine veriyorum.

kumasGelecek ay Defne’nin doğum günü var. Bu sene perili parti istedi. Hazırlıklar başladı bile. Doğum gününe davet edeceği arkadaşlarına kanatlar ve tülden etekler hazırlanacak. Defne geçen hafta sonu yanıma “Anne fabrikacıya gidelim mi?” diye gelince ne dediğini anlamadım. Neden gitmek istediğini sorunca fabric‘in Türkçesi neydi diye sordu. Ben de ona bu sene kumaş alıp etekleri dikmek yerine hazır alacağımı söyledim.

quesadillaKahvaltıda çok sık quesadilla (kesediya) yiyoruz. Meksikalıların peynirli tost alternatifi. Tortilla‘nın içine taze kaşara benzer bir çeşit peynir koyup ikiye katlıyorlar, tavada peynir eriyene kadar tereyağıyla pişiriyorlar. Sabahları bizimkilerin pek iştahları olmuyor. Dün sabah Derin quesadillasını yarıma kesmemi (cut in half) istedi. Daha sonra okula giderken de yarım ve buçuk arasındaki farktan bahsettik. İngilizcede ikisi de half olduğu için kafası karışmış.

Defne dün bir elinde dondurma keyifle kitabını okuyordu. Yanına oturunca benden kitabının sayfasını döndürmemi istedi. Selam verdim borçlu çıktım. Ben de ona “Senin yerine kitabının sayfasını ben çevirirsem dondurmanı da senin yerine yiyebilir miyim?” diye sordum.

Tabi her çocuk konuşmayı öğrenirken hata yapar. Hiç kolay değil bir dili öğrenmek. Yabancı bir dil öğrenmeye çalışmış herkes bunu çok iyi bilir. Bana değişik gelen bu hataların İngilizce düşünmekten kaynaklanması. Ben senelerce Türkçe düşünerek İngilizce konuşmaya çalışırken yaptığım hatalarını düzeltmeye çalıştım. Şimdi çocuklarım tam tersini yapıyorlar. Ben de utanmadan burada onları çekiştiriyorum.

çok dilli yaşam içinde yayınlandı | 8 Yorum

Seattle’da çocuk bayramı

Geçen sene olduğu gibi bu sene de 23 Nisan’ı Seattle’da International Children’s Friendship Fesitival ile kutladık. Washington Eyaleti Türk-Amerikan Kültür Derneği’nin düzenlediği festivalde değişik ülkelerin ve kültürlerin müzikleri ve dansları vardı.

Mozaik Çocuk Korosu

Defne ve Derin koroda 23 Nisan Kutlu Olsun, Türk Çocuklar ve Oynaya Oynaya şarkılarını söylediler. Babaanneleri torunlarını gururla seyretti. Korodan sonra folklor gösterisi vardı.

folklor

Ben en çok Aşuk-Maşuk dansını sevdim.

Aşukla Maşuk

Seyretmekten video çekemedim ama daha önce hiç bu dansı seyretmediyseniz Youtube’da Kartal Folklor Derneği’nin gösteresini izleyebilirsiniz.

Korodan sonraki dans gösterileri Derin’in ilgisini pek çekmedi. Niye sevmede ki acaba rengarenk kıyafetlerle danseden kızları? Defne ile babaannesini bırakıp biz Derin’le kitapçıya gittik. Defne bizim için kaçırdığımız gösterilerin resimlerini çekmiş.

Filipinler

Filipinler,

Romanya

Romanya

Meksika

ve Meksika. Çocukken hep dönen etek isterdim. Meksikalı kızların etekleri en güzel dönüyordu!

Gösterilerden başka bir de fuar alanı vardı. Masalarda değişik kültürleri tanıtıyorlardı. Çocuklar da girişte aldıkları pasaportlarına ziyaret ettikleri ülkenin (masanın) bayrağını yapıştırıyorlardı.

pasaport

Bir de tabi yemekler. Elmalı kurabiye yiyemedim, aklımda kaldı. Böyle güzel bir organizasyon için Washington Eyaleti Türk-Amerikan Kültür Derneği‘ne teşekkür ederiz!

çocuklar büyürken içinde yayınlandı | Tagged | 2 Yorum

Anne oyun oynayalım

Derin’le evde oturmak demek sabahtan akşama kadar oyun oynamak demek. Biri bitiyor biri başlıyor. Derin hiçbir zaman arabalarla oynamamış tanıdığım tek erkek çocuk. Ben bile küçükken daha fazla oynamışımdır arabalarla. LEGO da pek sevmiyor. Bir kutu gelince resimdeki yapılıyor. O proje bitince başkasını yapmıyor. Derin daha çok iki kişi oynanan oyunları seviyor. Geçenlerde kitap listelerini yapmak çok zevkliydi. Bugün de oturup oyun listesi hazırladım.

1. En çok oynadığımız oyun tartışmasız UNO. Annem buradayken saatlerce oynuyorlardı beraber. Her yere taşınıyor. Evde, uçakta, deniz kenarında yanımızda hep UNO kağıtlarımız oluyor. İlk paket kağıtlarımızı eskitip kaybedince yenilerini aldık. Kitap aralarında, kanepenin kenarlarında eksik UNO kartlarımızı bulmak mümkün. Telefonumda da bu oyun var. Ben araba kullanırken Derin kendi kendine oynuyor.

Qwirkle2. Qwirkle bu aralar ailece en çok oynadığımız oyun. Scrabble gibi ama kelimeler yok. Onun yerine benzer şekilller veya renkleri yanyana getiriyorsunuz. Altı tane farklı şekil veya altı tane farklı renk yan yana gelince Qwirkle oluyor. Çok puan kazanıyorsunuz. Bizdeki seyehat için küçük paketi. Bu yaz Türkiye’ye götürürüz herhalde.

GoFish3. Go Fish! Biraz önce babaannesiyle oynuyordu. Amaç aynı renkteki balıkları eşleştirmek. Sırada bir sonraki kimde ondan kağıt istiyorsunuz. Varsa çift yapıp puan alıyorsunuz. Yoksa size Go Fish! diyor ve kağıt çekiyorsunuz. Bu çok rahat normal bir deste kağıtla da oynanabilir. Ama normal oyun kağıtları bu balıklar kadar sevimli değiller.
4. Blokus’u ilk defa Defne’nin okulunda yapılan Matematik Gecesi’nde görmüştüm. O akşam okulun spor salonuna masalar dizipblokus her masaya bir matematik oyunu koymuşlardı. Okulun diğer gecelerinde olduğu gibi çok kalabalıktı ama yine de güzeldi. Biz oyunu alıp evde çılgın kalabalıktan uzakta oynamayı tercih ettik. Bu oyun bir nevi tetris‘in tersi. Aşağı yukarı benzer parçaları boşluk doldurmadan dizmek yerine, mümkün olduğunca boşluk bırakarak yerleştirip rakiplerin ilerlemesini engellemeye çalışıyorsunuz. Dört ayrı renk var. İki veya dört kişi oynanıyor. Elindeki parçaları bitiren kazanıyor.

Snakes and Ladders5. Yılanlar ve Merdivenler’in dönemi kapanmak üzere. Bir ara çook oynuyorduk. Zar atıp 100 kutuluk oyunda ilerlemeye çalışıyorsunuz. Merdiven gelince yukarı tırmanıp, yılana gelince kayıyorsunuz. Bu oyunu daha önce bir yazımda anlatmıştım.

Qbitz6. Qbitz. Bu oyunun güzelliği grup oyunu olmasına rağmen Derin tek başına da oynayabiliyor. Bu oyun çok bilinen bir zeka testinden esinlenilmiş. İki renkli küpleri yanyana getirerek resimdeki şekli oluşturmaya çalışıyorsunuz. Beraber oynayınca en hızlı yapan kazanıyor.

7. Tavla. Bildiğiniz tavla işte. Şakır şukur zarlar atılır, takır tukur pullar kırılır, tavla kaybedenin kolunun altına verilir.

8. Satranç. Bu da bildiğiniz satranç. Benim biraz çalışıp satranç oynamayı öğrenmem lazım. Yoksa yakında yenilebilirim.

9. Çeşit çeşit yapbozlar. Ayda bir evin tam ortası -salonun, antrenin ve yemek odasının arası- yapboz parçalarıyla dolup taşıyor. O kadar büyük masamız olmadığı için yapbozlar yerde yapılıyor. Yapılan eserler sergi için yerde bırakılıyor. Bazıları anne kaldırmasın diye halı ve kilimlerin altına saklanıyor. Bazen fazla parçalı yapbozlar benim başıma kalıyor. Yaklaşık bir hafta süren bu dağınıklık sonunda annenin kuvvetli ısrarlarıyla toplanıyor. Bir sonraki yapboz partisine kadar.

10. iPad. Evet, bu bir oyun değil ama daha iyisi bir sürü oyun bir arada! Bir güzelliği de Derin tek başına oynadığı için benim bunları yazacak vakit bulmam.

Bugün bayram ama biz kutlamak için haftasonuna kadar bekleyeceğiz. Cumartesi günü Seattle’da Festival var. Defne ve Derin koroda şarkı söylüyorlar. Resimleri çekip buraya koyarım. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramınız kutlu olsun!

oyun-oyuncak içinde yayınlandı | 3 Yorum

Derin’le matematik dersimiz

Çocukların bir şeyi öğrenmeleri için amaçları olmalı. Etrafı karıştırmak için yürümeyi öğrenirler, kendilerini ifade edebilmek için konuşmayı. İnsan hayatında bir daha böyle bir azimle bir şey öğrenir mi? Sanmıyorum. Sonra okuma, yazma ve matematik gelir. Ama bu arada araya okul girer. Merakla öğrenmenin yerini ders yapmak alır. Ve bu yüzden birçok öğrenci okulda başarısız olur. Kendilerine öğretilen şeyleri niye öğrenmek zorunda olduklarını anlamazlar. Türkiye’de hangi illerde şeker fabrikaları vardır? Bir havuzu iki musluk doldurup biri boşaltırsa havuzun suyuna ne olur? Türkçe’de aruz ölçüsünü en iyi kim kullanmıştır? Neyse, çocuklara geri dönelim. Bu gece yarısı Defne ve Derin’in babaanneleri geliyor. İkisi de, ama özellikle Derin, haftalardır günleri, bu sabahtan beri de saatleri sayıyorlar. Matematik öğrenmek için ideal ortam.

takvimÖnce takvimle başladık. Bir ayda kaç gün var? Bir haftada kaç gün var? Sonra saatlere ve bu sabahtan itibaren dakikalara geçtik. Derin sabahtan beri bana saat, dakika ve saniye hesaplatıyordu. Çünkü bazı zaman kavramlarını anlaması diğerlerinden daha kolay. Mesela bir günü kolay anlıyor. Yatçaz kalkçaz bir gün geçecek. Ama saat zor geliyor. Bir saatte bir çocuk neler yapabilir? Dakikanın az bir süre olduğunun farkında. Beş dakika sonra ışıklar sönecek dediğimde neredeyse uyku vakti. Ama en iyi saniyeyi biliyor. Bir kronometresi var. Saniyelerin nasıl çabuk geçtiğini gözüyle görüyor.

kronometreSabahtan akşama kadar bana defalarca gece yarısına kadar kaç saat ve dakika kaldığını hesaplattı. Sonunda kendisi de öğrendi. Bol bol toplama çıkarma yapmak gerekiyor. (Bunu yaklaşık on dakikada bir tekrar ettiğimizi söylemiş miydim?) Kaç dakika kaldığını hesapladıktan sonra 60 ile çarpıp saniyeleri hesapladık. E ben 60lar çarpım tablosunu ezbere bilmediğim için eline bir hesap makinası verdim. Çarpmayı yaptıktan sonra da cevabı okumak gerekiyor. Bana defalarca kere okuttuktan sonra beş basamaklı sayıları okumayı da öğrendi. Azmin elinden hiçbir şey kurtulmaz derler. Bir süre sonra saniyelerden dakikaları hesaplamak aklına geldi. Ona bölme işaretini gösterdim. Çarpıp bölüp aynı sayıya ulaşınca pek sevindi! Sonra hesap makinasındaki diğer işaretleri sordu. Karakökü açıklamaya çalıştım pek ilgilenmedi. Yüzde işareti için de %100 (tamamı) ve %50 (yarısı) ile yetindik. Bir yandan dakikalar geçiyordu. Kalan saniyelerin hesaplanması gerekiyordu. Hesaplarına geri döndü. Babaannenin gelişi okulda haftalarca yapılacak olan derslere bedelmiş meğerse.

Bu arada Defne bir köşede sessiz sessiz oturuyor. O babasından yatma saatini çok geçmesine rağmen havaalanına gitme izni kopardı. Derin’den saklıyoruz olay çıkmasın diye. O yüzden babaannesinin gelişi ile ilgili tek kelime konuşmuyor Defne. :-)

çocuklar büyürken içinde yayınlandı | Tagged | 2 Yorum

Karışık Harfler II

Derin karışık harfler oyununu çok sevdi. Ben de ona yeni bir set hazırladım. Bu sefer kullandığım kelimeler sivrisinek, Sultanahmet, zeytinyağı, atlıkarınca, kahverengi. Oyunu hazırlarken benim aklıma gelen kelimeler de bunlar:
Karışık harfler 21. Sivrisinek, kes, inek, sinek, sivri sen, sis, ne, kir, ver, ser, ses, eksi, sinsi, kesin, iri, nesi, versin, insek.
2. Sultanahmet, taht, sultan, mal, masa, sat, sen, tas, hata, saman, et, at, mat, ten, tut, hala, tema, mana, masal, tahta, su, sel, tel, sema.
3. Zeytinyağı, yaz, yazı, yeni, yağ, zeytin, ez, yay, tay, ay, ayı, tazı, yan, taze, ağ, naz, az.
4. Atlıkarınca, tarak, at, kar, karınca, can, canlı, tırnak, akıl, kanca, kat, kara, kalın, nal, ılık, arı, kıl, rakı.
5. Kahverengi, kahve, renk, ver, her, kar, gir, gri, geri, er, gar.

Sultanahmet demişken Defne’ye hazırlamak istediğim Sultanahmet haritasıyla alıştırma projesi hala beklemekte. Bulduğum haritadan küçük caddeleri bilgisayarda silmek o kadar kolay bir iş değilmiş. Belki de haritayı kendim elle çizmeliyim. Ya da haritayı basitleştirme işini bilgisayardan daha iyi anlayan birine devretmeliyim.

okuma yazma alıştırmaları içinde yayınlandı | Tagged , | 1 Yorum

Karışık Harfler

Karışık HarflerUzun bir aradan sonra oturup çocuklara yeni bir oyun hazırladım. Birkaç haftadır Defne’nin okulunda karışık harflerden kelimeler yazdırıyorum. Öğretmenleri beni günlük yazdırma görevimden aldı. Galiba çocuklarla fazla sohbet edip az yazı yazdırıyordum ondan. Neyse, bu yeni işim daha kolay. Bir kitabı var. Her sayfasında bir harf grubu ve onlar kullanarak yazdırılacak kelimeler var. Benim söyleyeceklerim de kitapta yazılı. Öğretmenleri işini şansa bırakmıyor! Her sayfadaki kelimelerin yazılışında benzerlikler var. En son oa sesini kullanarak kelimeler yazdık: boat, goat, foal, goal, float gibi. Arada bir çocuklar yine benim İngilizcemi düzelttiler. Alıştım artık, olsun. Evde de kızım İspanyolca telaffuzumu düzeltip duruyor zaten :-)

Benim hazırladığım oyun o kadar öğretici değil. Zaten Türkçe yazmak daha kolay, benzer yazılan kelime grupları ezberlemek gerekmiyor. Ben uzun kelimeler buldum, harflerini karıştırdım. Defne ve Derin o harflerden kelimeler üretecekler. Bazıları için ipucu olsun diye resimler koydum. Daha önce de benzer bir alıştırma hazırlamıştım. Bizim daha plastik yumurta hevesimiz geçmedi. Harfleri kesip yumurtalara koydum. Amaç oyuna biraz daha renk katmak. Geçen hafta da karışmış cümleler oyununu oynamıştık. Kelimeleri kesip yumurtalara koymuştuk.

karisikcumleler

okuma yazma alıştırmaları içinde yayınlandı | 4 Yorum

Büyük oyunları

Bazen çocuk oyunları oynamaktan sıkıldığınız oluyor mu? Renkli plastik parçalar, okunup öğrenilecek kurallar, çocukça resimler… Şöyle bildiğiniz bir oyunu oynayıp çocuklarınızı yenmek istemez misiniz? Ben bu amaçla Defne ve Derin’e tavla, satranç ve pişti öğrettim. Gaddar anne olmamak için arada bir yeniliyorum ama yine de çok zevkle oynuyorum! Herksin bildiği oyunları Türkiye’de de anneanneyle, babaanneyle ve dedelerle de oynayabilecekler.

oyunkagitlariBu üçünün arasına en az rağbet göreni pişti oldu. Sebebi de kağıt oyunları arasında UNO’yu çok sevmeleri. Ne zaman elime kağıtları alsam pişti yerine UNO oynamak istiyor Derin. Pişti deyip geçmeyin. Oynarken çıkan kağıtları saymak gerekiyor. Çoğu zaman benden iyi hatırlıyorlar. Hafızalarında daha çok yer var tabi! Sadece 4 kağıtla oynandığı için Derin’in elinde tutması kolay oluyor. Bir de oyunun sonunda kağıtlarına bakıp puanlarını hesaplaması gerekiyor. Acaba blöflü piştiyi de becerebilirler mi?

tavlaTavla üçünün arasında benim en sevdiğim oyun. Ben de bu yaşlarda dedemden öğrenmiştim tavla oynamayı. Oynarken bol bol aritmetik var. Kaç atmaları gerektiğini hesaplarken, hangi zarlarla kapı alabileceğini düşünürken ve de tabi pullarını oynatırken. Bir de olasılık hesabı var işin içinde. Derin çok sevdiği 6-6′nın ne kadar seyrek geldiğinin farkında. Zar atıp kaç geleceğini beklemek de eğlenceli oluyor tabi.

satrancSatranç en ciddisi. Çok düşünmeyi gerektiriyor. Açıkçası ben satranç oynamayı çok iyi bilmem. Çocuklarımı yenebiliyorum tabi ama onları bana karşı oyun kurduracak kadar iyi idare edemiyorum. Sonuçta tavla oynarken hiç düşünmeseler de zarları attıkça ilerliyorlar. Ne yaparlarsa yapsınlar sonunda oyunu bitiriyorlar. Kazanmaları için bir iki açık vermem ve onları kırmamam yetiyor. Ama satrançta bir stratejileri olmalı. Onu nasıl öğretirim bilemiyorum. O yüzden kendime bir çocuklara nasıl satranç öğretilir kitabı arıyorum. Az taşla başlayıp basit problemler çözdürmek lazım önce. Yavaş yavaş taşların sayısını arttırarak ilerleyeceğiz. Çocuklarla birlikte ben de bu oyunu öğreneceğim galiba.

chocolate fixRenkli plastik parçalarla oynanan çocuk oyunları deyince geçenlerde çocuklara Chocolate Fix diye bir oyun aldım. Üç ayrı renkte ve üç ayrı şekilde 9 parça plastik (iyi ki!) şekerlemeyi ipuçlarına göre yerleştiriyorsunuz. Çocuk oyunu deyip geçmeyin. İleri seviyeleri bayağı karışık. Dağınıklık olmasın diyorsanız iPad için uygulaması da var. Diğerlerinin de uygulamaları var tabi ama amaç birlikte birşeyler yapmak değil mi?

oyun-oyuncak içinde yayınlandı | Tagged , , | Yorum yapın

Bahar geldi!

Benim aklım bir karış havada. Ne Türkçe okuma yazma ne de matematik umurumda. Sabahtan akşama kadar aklım oyunda. Önce bir hafta boyunca Defne’nin oyuncak bebeklerine yatak yaptım. Bizim süslü hanımlara IKEA’dan alınmış sade İskandinav tarzı yatak olmuyormuş efendim.

sade yatak

Defne yatakları biraz süslememi istedi. Yaşasın bana eğlence! O sıradan yataklar bu hale geldiler.

süslü IKEA yataklar

Yataklar bittikten sonra pazar günkü bahar bayramı (paskalya) için hazırlıklar başladı. Tavanarasından plastik yumurtalar indirildi. İçlerine şeker, çikolata ve plastik oyuncaklar yerleştirildi. Yumurtalar boyandı ve süslendi. Ev dekore edildi.

Bahar geldi!

Pazar günü de çocuklar bahçeye saklanmış yumurtaları aradılar. Ama ben kendimi yine tutamadım. Araya biraz ders sıkıştırdım. Malum, Defne’nin matematikle arasını düzeltmeye çalışıyorum. Bütün çocuklara topladıkları yumurtaları saydırttım!

Anne, yeşil yumurtalardan 13 tane eksik var!

Derin bugün toplamları kontrol etti. Çocuklar pazar günü saklanan bütün yumurtaları bulamamışlar. Yazın arada bir bahçenin bir köşesinden içi şeker dolu bir yumurta bulup sevineceğiz anlaşılan.

çocuklar büyürken, oyun-oyuncak içinde yayınlandı | 4 Yorum