Biliyor musun ne?

Her yaz Türkiye’ye gittiğimizde bir sınavdan geçiyoruz: Türkçe Sözlüsü. Defne ve Derin’in bizi çok yakından tanımayan birileri ile konuştuklarında yurtdışında yaşadığımızı ne kadar sürede anlayacakları Türkçelerinin ne kadar iyi olduğunun bir göstergesi. Çocukların aksanları, kullandıkları kelimeler, arada bana dönüp “Anne şu kelimenin Türkçesi neydi?” diye yardım istemeleri gerçeği ele veriyor. Ne kadar uzun süre dayanabilirlerse, o kadar iyi. Ne yazık ki ben de uzun süre Türkçe konuştuğumda mutlaka bir kelime, terim veya deyim problemi yaşıyorum. Eminim yazdıklarımı okurken arada hatalarımı yakalıyorsunuzdur. Çok dikkat ediyorum ama buraya yerleşeli neredeyse 16 yıl oldu. Günlük hayatta çok az kullandığım anadilim ister istemez tekliyor. Kendi hatalarımı çoğu zaman farketmiyorum ama tabi çocuklarımın yaptığı hatalar dikkatimi çekiyor, hatta biraz da komik geliyor.

Defne’nin en çok kullandığı cümlelerden biri “Biliyor musun ne?” Bu ilk defa geçen yaz babamın dikkatini çekti. Her seferinde Defne’ye “Biliyorum ne!” diye cevap verdi. Defne ise dedesinin onunla dalga geçtiğini anlamadı. İngilizce konuştuğunda da her lafına “You know what?” diye başlıyor zaten. Ya da çok bilmiş bir edayla “Ben biliyorum ne!” diye.

Elişi ve resim yapmayı çok seviyoruz. Resim odasından elinde yeni eseriyle gelip bana “Nasıl beğeniyorsun?” (How do you like it?) diye soruyor. Ben ısrarla “Beğendim mi? Evet, çok beğendim,” diye düzeltsem de hiç oralı olmuyor. Daha pes etmedim. Mutlaka doğrusunu öğreteceğim.

suGeçende mutfakta yemek hazırlarken arkamdan bir ses “Sorduğum su nerede?” (Where is the water I asked for?) dedi. Duyar duymaz ne dediğini anlamak kolay olmuyor. Önce İngilizce’ye çevireceksiniz ki anlaşılsın ne demek istediği. Ben ne dediğini düşünüp anlayana kadar kalkıp kendi suyunu kendi almıştı.

Evde kaybolan herşey benden soruluyor. Çoğu zaman yerini söylüyorum ama ona rağmen bulamıyorlar. Bana “Baktım, bulamadım” diye geri geliyorlar. Ben de “İyi aradınız mı?” diyorum ama nafile. Sonunda tıpış tıpış gidip söylediğim yerde bakıp göremedikleri oyuncak parçasını ellerine veriyorum.

kumasGelecek ay Defne’nin doğum günü var. Bu sene perili parti istedi. Hazırlıklar başladı bile. Doğum gününe davet edeceği arkadaşlarına kanatlar ve tülden etekler hazırlanacak. Defne geçen hafta sonu yanıma “Anne fabrikacıya gidelim mi?” diye gelince ne dediğini anlamadım. Neden gitmek istediğini sorunca fabric‘in Türkçesi neydi diye sordu. Ben de ona bu sene kumaş alıp etekleri dikmek yerine hazır alacağımı söyledim.

quesadillaKahvaltıda çok sık quesadilla (kesediya) yiyoruz. Meksikalıların peynirli tost alternatifi. Tortilla‘nın içine taze kaşara benzer bir çeşit peynir koyup ikiye katlıyorlar, tavada peynir eriyene kadar tereyağıyla pişiriyorlar. Sabahları bizimkilerin pek iştahları olmuyor. Dün sabah Derin quesadillasını yarıma kesmemi (cut in half) istedi. Daha sonra okula giderken de yarım ve buçuk arasındaki farktan bahsettik. İngilizcede ikisi de half olduğu için kafası karışmış.

Defne dün bir elinde dondurma keyifle kitabını okuyordu. Yanına oturunca benden kitabının sayfasını döndürmemi istedi. Selam verdim borçlu çıktım. Ben de ona “Senin yerine kitabının sayfasını ben çevirirsem dondurmanı da senin yerine yiyebilir miyim?” diye sordum.

Tabi her çocuk konuşmayı öğrenirken hata yapar. Hiç kolay değil bir dili öğrenmek. Yabancı bir dil öğrenmeye çalışmış herkes bunu çok iyi bilir. Bana değişik gelen bu hataların İngilizce düşünmekten kaynaklanması. Ben senelerce Türkçe düşünerek İngilizce konuşmaya çalışırken yaptığım hatalarını düzeltmeye çalıştım. Şimdi çocuklarım tam tersini yapıyorlar. Ben de utanmadan burada onları çekiştiriyorum.

Reklamlar
Bu yazı çok dilli yaşam içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

12 Responses to Biliyor musun ne?

  1. Pratik Anne dedi ki:

    Sevgili Defne, Cocuklarin anadili teknik olarak Turkce olsa da, resmen Ingilizce oldugunu kabul edersen bunlari daha kolay asabilirsin. Sonucta bu cocuklarin onceligi akranlari ve buyuklerine karsi kendilerini dogru bir sekilde ingilizce ifade etmek. Sonra ingilizce okumak, ingilizce yazmak. Ingilizce deyimler, deyisler vs. Oglum 2. sinifta oldugundan bunu daha net gorebiliyorum. Benim icin onun kendini ingilizcede ifade edebilmesi, Turkce’de ifade edebilmesinden daha onemli.
    Ben bazen soruyorum, ne dilde dusunuyorsun, ne dilde ruya goruyorsun diye. Bazen Turkce bazen Ingilizce oluyor. Turkce kitap okurken veya konusurken sormadiklari halde geri donup bir deyimi veya deyisi anlayip anlamadiklarini soruyorum.
    Biz anne babalari olarak konustuklari dilde bir yere kadar etkili olabiliyoruz. Kitaplar da oyle. Benim en cok etkisini gordugum, yazin Turkiye’de kaldigimizda yasitlari ile vakit gecirmeleri. O zaman iste evde israrla, tekrarla yapmaya calistigin, cat diye halloluyor. Cocuk karsisindakini taklit ederek, hop diye kapiyor. Turkiye tatili sonu ve sonrasi Turkce’leri gercekten inanilmaz farkediyor. Bu yuzden artik allem edip kallem edip, Turkiye’de bir ay kalmaya calisip, mumkun oldugunda cocuklarla bir araya gelecekleri ortamlara giriyoruz.

  2. Defne'nin Annesi dedi ki:

    Ortada aşılacak bir durum yok. Ben çocuklarımın İngilizce ve Türkçelerinden gayet memnunum. İngilizceleri zaten doğal olarak ilerliyor. Türkçe burada yaşadığımız için biraz özel ilgi gerektiriyor. Tabi ki hangi dilde olursa olsun yaptıkları hataları düzelteceğim. Onlar da benim yaptığım İngilizce ve de İspanyolca telaffuz hatalarını düzeltiyorlar. Ama bir blogları olmadığı için bunu bütün dünyayla paylaşamıyorlar.
    Türkiye’ye gitmek gerçekten çok farkediyor. O yüzden bu sene ilk defa Türkiye’de beş hafta geçireceğiz. Hem tatil hem de dil okulu, bir taşla iki kuş.
    Ebru

  3. Mete Tortop dedi ki:

    Demek 16 yıl oldu, etkileri sen de bile görülmeye başlamış!
    Çocuklar ne yapsın, yine de maşallahları var.
    “Derin quesadillasını yarıma kesmemi (cut in half) istedi.” yerine;
    İkiye bölmemi istedi lafı, bunca yıl sonra insanın aklına refleks olarak gelmiyor demek ki.
    Her zaman söylediğim gibi, Allah sizlere kolaylık versin, çabalarınızı boşa çıkarmasın.

    • Özlem Soydan dedi ki:

      Ebru Hanım çocuğunun söyleyiş şekliyle yazmış sanıyorum, kendi ifadesi değil.

      • Defne'nin Annesi dedi ki:

        Teşekkür ederim Özlem 🙂

        • Özlem Soydan dedi ki:

          Rica ederim. Türkçe yazılı anlatımınız o kadar düzgün ki 16 yıldır yurt dışında olduğunuza inanmak zor. Üstelik ‘yazılı’ anlatımdan bahsediyoruz. Bırakın Amerika’da yaşayan Türkleri, gayet Türkiye’de yaşayan Türkler bile konuşmada sorun yaşarken gerçekten olağanüstü bir durum sergiliyorsunuz.

  4. Özlem Soydan dedi ki:

    – Tahmin et ne
    – Yardım edemiyorum (I can’t help it)

    İngilizce-Türkçe karışık bir ortamda süratle çalışan öğretmenler olarak bunlar da bizim arada yanlışlıkla kullandığımız çeviri Türkçeler 😀

    • Defne'nin Annesi dedi ki:

      Benim bugüne kadar en çok hoşuma giden üniversitedeki tarih profesörümüz Edhem Eldem’in sınav tarihini değişirme önerimize cevap olarak söylediği “Bu tarihe yapışalım” (Let’s stick to this date) cümlesidir. Zannediyorum anadili Fransızcaydı.

  5. Geri bildirim: Biz Türkiye’den döndük | Defne'nin Annesi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s